|
27/08 12:39AM Kalbim serseri mayın, dokun bana ağlayacağım |
|
Vurup çıktığın kapıdan, düşen anahtar gibi artık yuvasız kalmıştı yüreğim. Ardın sıra “demek ki bizim de hikâyemiz ince hastalığa tutuldu” diyebilmiştim. Ve şimdi senden ruhuma kalan miras, kolu kanadı kırık bir bahar. Neresini tutup ayağa kaldırsam, hep başında son yazıyor, sonbahar. Boynu bükük dalda kalan son taze bahardı yüreğim, onu da sarı bir hüzne boyayıp gittin. Tüm ayların kenarını köşesini yamalasam da, yaraladığın ruhuma bir bahar dikemedim. Senden miras kalan soru işaretlerinin çengeline, her akşam efkârla hayatı astım ama içimde açtığın boşluğa bir huzur ekemedim....
|
|
27/08 12:36AM Güzel Olduğunuz Kadar Küstahsınız da! |
|
Özendiğim tarihlerde doğmak nasibim değilmiş. Eğer “Bu yüzyılın hangi yarısında doğmak istersiniz?” gibi bir sorunun muhatabı olabilseydim, “ilk yarısını” seçmekte hiç zorlanmazdım. Ama artık o tarihlerin takvim yaprakları hızla koparılmış ve gerilerde kalmış durumda. Vaziyet böyle olunca da ruhumun ihtiyarlığı, bedenimin gençliği ile örtüşememiş. Ve anladım ki, benim ruhumun gizemli gecelerini aydınlatan ay, geçmişin durduğu yöndeymiş. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/6679 |
|
27/08 12:33AM Bu Bir Emirdir: Ümitvar olunuz! |
|
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak: Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden, Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,(1) “Uyuyan kişinin üstüne kar yağar” diye bir deyim vardır. Uyuyoruz demek gelmiyor içimden ve eğer uyumaktaysak ümit ederim üstümüze kar yağmıyordur. Yukarıdaki deyimi ilk anlamından ziyade, zihnimde oluşturduğu fotoğrafı size sunmak istiyorum. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/6678 |
|
04/01 05:18PM uzaklaş-ma |
|
Sessiz ama bir o kadar gösterişli; tek renk ama bir o kadar içine çekip hapseden raksı ile kar yağmakta usulca. Düşen her bir kar tanesi kendi hikâyesi ile toprağı örtüyor. Aynı toprağı farklı anılar, acılar, hüzünler, sevdalar, sevinçler taşıyarak beyaza boyuyorlar. Yan yana düştüğü diğer kar tanesinden habersiz, ölümüne uzanıyorlar yeryüzüne. Hiç kimse bilmiyor, öğrenmek istemiyor, önemsemiyor bir diğerini, diğerimizden habersiz umursamazlığın güneşine yenik düşüyor, eriyoruz. İnsanoğlu bütün sevdiklerinden uzakta, tek başına ölüyor. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/5076 |
|
27/10 11:26AM Nasıl da Geçmişti Bütün Bir Yaz… |
|
Yaz geldi ve geçti. Beklide her yaz geç-ti. Gittim ve gördüm. Ona iltica edenlere açık yüreği ile memleket her-birimizi bekliyordu ve bir kez daha bizlere kucak açtı, kabul etti. Olcay YAZICI’ nın bana seslendiğini duyar gibi oldum: |
|
15/06 10:40AM Terk etmedi Sevdan Beni * |
|
İşitin ey yarenler aşk bir güneşe benzer ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/4221 |
|
20/01 01:16PM Gün gelir anılar kimsesizler yurduna evlatlık verilir… |
|
Kimi iddialar, içine sığdırılmaya çalışılan kaba ya çok büyük gelirler ya da gereğinden iri bir kutunun içine konulmuş minik nesne gibi eğreti bir hal alırlar. Her ne kadar o fikri gökyüzüne çıkartmaya da çalışsak, içini dolduracak rüzgâr bulamadığımızdan, sunduğumuz iklimde demlenmez, yelkenini şişirmez, kanadı kırık kalır. Uçamaz. Uçurtma da olsa zihnimizdeki o düşünce, içini doldurulmadığımızdan dolayı yere düşünce, bir daha toplayamaz kendini. Kuyruğuna taktığımız yel ya yerden kaldırmaz ya da yerden yere vurur hafif fikirlikten. Böylesi bir acı ile karşılaşmadan yeni bir iddia da bulunacağım. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/3546 |
|
14/07 02:18PM müdhüsef |
|
“Manneken-Pis” yani kaba ama daha bilindik Türkçe karşılığı ile “İşeyen Çocuk” heykeli Brüksel’in en önemli simgelerinden biri. Yaklaşık 450 yıllık bir tarihe sahip olduğu söyleniyor. Heykelin yapılış sebebi konusunda türlü rivayetler var. Altı defa çalınmış olsa da Belçikalı yöneticiler yenisini tekrar yerine koymak konusunda hırsızlar kadar kararlı. Bu kadar ısrarcı olmalarının sebebi ne derseniz? Kanaatim şudur ki; tüm gün boyu arkadaşlarla aradığımız ve defalarca yanından geçtiğimiz halde fark edemediğimiz, ara sokakların birinin köşe başında duran bir karış büyüklüğündeki bu heykelcik için bizim gibi binlerce insan yolunu değiştirerek Brüksel’e geliyor. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2521 |
|
20/05 12:01PM çeşn-i aşkın şehri |
|
Derdi de keyfi de, narı da rahmeti de, umursamazlığı da sarıp sarmalaması da kabulümdür. Nazına, kaprisine, vurdumduymazlığına da, tutkusuna, çekiciliğine, sevdasına da eyvallah. Aşk; böylesi bir sürü zıtlığı, çelişkiyi, gelgiti, döngüyü içinde barındıran bin bir lezzetli bir çeşni olmalı. İstanbul gibi, yani; çeşn-i aşkın şehri gibi. ...
|
|
11/05 02:04PM daha ben büyümemiştim ki, sen çıkageldin... |
|
Çocuklar bulmuş, getirdiler kanadı kırılmış bir nisan yağmurunu nisan'ın kuyruğuna teneke bağlar mı insan, çocuk olmasa?... aşk şakasını kaldırır mı insan, çocuk olmasa... Yılmaz Erdoğan ...
|
|
11/05 02:02PM gönlümün doğum lekesi |
|
Mirası yeme sevdasına düşmüş kültürel yozlaşmanın endişesi ile geçen aydan yarım kalmış, söylenmemiş sözler takıldı peşime. İçimden bir ses: “Biz senin zihin arşivinde uzun zamandır bekliyoruz. Her yeni bilgiyi yazdıkça da daha derinlere, hafızanın karanlıklarına gömülüyoruz. Bu korku ile yaşatma bizi. Bu ay yaz bizden bir iki satırda bitsin bu ızdırap” dedi. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2037 |
|
11/05 01:43PM naciye sultan |
|
Son yıllarını daha ziyade bizim evde geçirdi. Odamdaki değir çek-yat onun gelişini beklerdi, heveslenirdi. Benim gibi. Baş uçlarımız yan yana gelecek şekilde yerleştirmiştik çek-yatları. Benim ısrarlarımla, kimi geceler geçmişe açılan kapıları aralardı. O aralıktan üstü toz tutmuş anılar ambarına sızardık. Anneannem, yaşamış ve hafızasının anı defterine kaydettiklerini benim için bir kez daha derinlerden bulur çıkartır ve anlatırdı. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2036 |
|
11/05 12:50PM miras yedi |
|
“Sevmek ızdırap çekmektir, sevmemek ölmek” demiş, Aristo. Beklide bu söz, acının kervanının niye gelip bizim yüreğimizi –seçtiğinin- çöreklendiğinin sebebini anlatmaktadır. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2035 |
|
11/05 12:40PM yüreğimden düşen cemre |
|
... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2034 |
|
10/05 11:52PM ey gönül, bilesin ki bizde yaşayacaksan, kırık yaşayacaksın..! |
|
En başından söylemek gerekir ki bu yazı, Fethi Gemuhluoğlu’nun 1975 yılında “Dostluk Üzerine” yaptığı konuşmanın metninden adam akıllı esinlenerek yazılmıştır. Dilin kolay söylediği, ancak insan ömrünün sığlığını aşan bin yıllık bir mazi ile bu toprakların öz evlatları olan bizlerin, öz eleştirilerimizden biri de hiç kuşkusuz yazılı tarihimizin geçmişimizle boy ölçüşemeyecek kadar sıska oluşudur. Bu konu hakkında benim acizane düşüncem; bırakın yazılı bir kaynak bırakmayı, yüreğine; deryalar denizler sığdırmış, yedi iklimi barındırmış, kelimeleri ile cümleleri şaha kaldırmış nice mütevazı gönül yiğitlerinin tevazuları ile susmaları, yeri geldiğinden de öte tarihe haksızlık edercesine susmayı tercih etmelerinden ötürüdür. Oysa ben yüzsüzlük ile bile bile yazmaya devam ediyorum. Bilmek daha da büyük ayıp ama bırakın yüzsüzlüğü onların susmalarının yanında benim yazdıklarım, kendini bilmez bir çocuğun duvara karaladıkları kadar bile kıymet ifadesi içermemekte. İşte tam da burada şöyle diyor Fethi Gemuhluoğlu; elli üç yaşındayım, kırk senedir söz orucu tutuyorum. “Ey Muhterem” der eskiler değil mi? Sen böyle söylersen, biz nasıl konuşuruz, yazarız. Dışa aksettirmeyi koy bir kenara, benliğimizin tek kişilik salonlarında dahi cümleler kurmamalıyız. Dilerseniz bu söz üstüne yine de yazıyor oluşuma densizlik deyiverin. Biz onlar kadar durumumuzun farkına varamıyoruz. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2023 |
|
09/05 05:44PM zaferle dönmek değil, mücadele ile ölmekte yeterdi |
|
Dahili anons stad içinden yankılanıyor: “Maçın başlama düdüğü çalana kadar ıslık dahil lütfen hiçbir tezahürat yapmayalım. Maçın ilk düdüğünden itibaren de son ana kadar hiç susmadan takımımıza destek olalım. Maç başlayana kadar olan bu sessizlikle rakibi ilk andan şaşkına çevirelim.” Seyirci olmaktan uzun zaman önce sıkılan, yorulan, yıpranan, anlamsızlığını keşfeden ve taraftar olma yolunda bir hayli dere tepe aşan, bilinçle büyüyen, gün gördüm, günler gördüm diyenler bu nasihate uymadılar, duymadılar, duramadılar, duramazlardı artık. Yüz yıldır varılmak istenen bir vahanın yakınlarına erişmiş olmanın morali ile bitmiş, tükenmişte olsalardı, ilk adımlarını atan bir çocuk gibi yenilenmişlerdi. Bırakın rakibin (eskilerin deyimi ile) topçularını, malzemecisi çıkış tünelinden kafasını sahaya uzattığında ıslığa boğuluyorlardı. Tribünler için çok şey daha söylenebilirdi; arzulu, tutkulu, heyecanlı, kıpır kıpır, keyifli, mutlu ama en çok da huzurluydular. İnsan yapısına has doyumsuzluklarını aşmıştı, takımlarının bu yıl ki başarıları....
|
|
09/05 05:22PM ağın evleri |
|
Konutlar, barınak olmaktan öte, içinde yaşayanların kişisel beğenilerinin, düzen anlayışlarının, ekonomik yaşam düzeylerinin de bir göstergesidir. Bu nedenle de güzel bir evin, sahibinin itibarını artırdığı kanısı yaygındır. Ancak, endüstri toplumlarındaki, tüketimin öne çıkardığı bir yaşam biçiminin sonucu olan, kitle kültürü, konut kültürünü de ister istemez etkilemiş ve mimaride de bireysel beğeninin yerini -her alanda olduğu gibi- yapı endüstrisinin ürettiği ürünlerin anonim ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2007 |
|
09/05 10:23AM bir angut hakkındaki herşey |
|
Biliyorum; beni okumaya hiç niyetiniz olmasa da, yazının başlığını görünce bu satırları okumaya başladınız. Ne yaparsınız mazrufa kıymet verecek şeyler yazmakta zorlanınca, bari zarfı süsleyeyim dedim. Yalancı çıkmamak adına hepinizin (en azından) adını bildiğiniz anguttan söz edeyim sizlere. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2003 |
|
09/05 10:16AM ölüm gibi birşey oldu ama kimse ölmedi |
|
Şehrin yedi tepesinden birine kurulmuştu mahallemiz. Yine de payına düşen yokuşun meyili hiçbir oyunumuzu bozmayacak kadar kıvamında kalmıştı. Çıkmaz bir sokak değilse de, otomobil ile çıkılması zor bir ende daralırdı bir ucu. Belediye, üst sokağın, mahallemizin konumuna göre dik duruşunu ve kot farkından oluşan yüksekliğini, faili meçhul bir ustanın yaptığı merdiven ile çözüme ulaştırmaya çalışmıştı. Altı-yedi metre genişliğinde on-on iki basamaklı şişmanca bir merdivendi. Bakınca şans eseri oluşmuş gibi dururdu. Şaşı merdiven gördünüz mü hiç? Her bir taş bir başka iklimden, bir başka şehirden gelmiş gibiydi. Büyük şehir otogarlarındaki insan manzarasını hatırlatırdı. Otogarlarda ki her bir insan, hayatın kendisine sunduğu imkanları; yüzünde, kıyafetinde ve duruşunda nasıl sergiliyorsa, bu farklılık düzensizliği de nasıl yanında taşıyorsa, işte bizim merdivende öyle idi. Kendisine has bir hali vardı. Büyüklü küçüklü taşlar yan yana düşmüş ve merdiven olmuştu. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2002 |
|
09/05 09:56AM bir yerde bir gül ağlar |
|
Korku cesaretin kardeşidir. Korkudan tir tir titrediğimizde, cesaret tutar elimizden, dar geçitlerden kan ter içinde, karanlıklardan yol bulup düze çıkarır bizi. Cesaretin doruğunda at koşturduğumuzda, korku soğuk bir rüzgâr gibi eser, dondurur yüreğimizi, bir heykele döndürür bedenimizi. ... GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2001 |



