|
25/04 10:24AM humâr-ı mestân |
|
Her ne kadar bir tarafı pencerede olsa dört duvarın sıkışıklığında ezilmiş gibiydim. Cam kenarına oturmuş ve ellerinin arasına hapsettiği yüzüyle zemheriye “buğz etmiş” bir çocuktu ruhum. Soğuk ve gri her günü hiç üşenmeden an be an baharın koynuna doğru süpürdüm. ... |
|
25/04 10:24AM cennet |
|
Bir ayağım anılarımın acılar bataklığına saplanıp kalmış, derinde ve endişeli, bir diğeri geleceğin kör şafağında nereye ayak izi bırakması gerektiğini bilmez bir halde idi. Sade bir “merhaba” çıktı ağzımdan. Bizim adını, onun da bizi umursamadığı o sokağın köşesinde hayatın bize, bizim de birbirimize çarptığımız gün. İlk değildi ama kim bilir belki de sondu… ... |
|
22/12 04:14PM nefsimin kerbela çölünde |
|
İçimdeki Kâbe’ye yönelme Ebrehe, söz verdim ruhumun yaratıldığı yerde. Söz verdim “Sen yarattın o senin” diye. Kork o zaman, gelirsen ben bedenimi alır giderim ama O, ona ait olan ruhuma sahip çıkar. Fillerin sahibi (olduğunu sanan kişide) sendin değil mi Ebrehe? “Rabbinin fil sahiplerine yaptığını görmedin mi?...
|
|
12/11 03:23PM Kırık Kalpler Müzesi |
|
10.11.2010 Mustafa KUTLU/Yenişafak Hırvat iki sevgili tarafından beş yıl önce başlatılan ve bugüne kadar bir çok ülkeyi gezen "Kırık Kalpler Müzesi" (Sergisi mi demek lazım?) artık Zagreb'te kalıcı olarak açılmış.Olinka Vistica ve Drazen Grubisic'in beş yıl önce ilişkilerinin "mirasını" muhafaza etmek için başlattıkları ve hüzünlü ayrılıklarının tanığı yüzlerce eşya, bu yılın başında İstanbul'a da uğramıştı. ... |
|
15/10 11:51AM “Evladı Fatihan”... |
|
14.10.2010 Sibel ERASLAN / Yeni Akit Ali Bulaç ve M.Y.Yılmaz arasında “Evladı Fatihan” bağlamında geçen polemik, beni de yakaladı. Posta kutuma gelen bir dolu mektup, üyesi olduğum Rumeli, Balkan Muhacirleri, Mübadiller gibi birkaç yazışma grubunda da sert tartışmalara, duygusal yazışmalara sebep olunca, ciddi bir iletişim kazasına kurban gittiğimizi fark ettim... |
|
27/08 12:39AM Kalbim serseri mayın, dokun bana ağlayacağım |
|
Vurup çıktığın kapıdan, düşen anahtar gibi artık yuvasız kalmıştı yüreğim. Ardın sıra “demek ki bizim de hikâyemiz ince hastalığa tutuldu” diyebilmiştim. Ve şimdi senden ruhuma kalan miras, kolu kanadı kırık bir bahar. Neresini tutup ayağa kaldırsam, hep başında son yazıyor, sonbahar. Boynu bükük dalda kalan son taze bahardı yüreğim, onu da sarı bir hüzne boyayıp gittin. Tüm ayların kenarını köşesini yamalasam da, yaraladığın ruhuma bir bahar dikemedim. Senden miras kalan soru işaretlerinin çengeline, her akşam efkârla hayatı astım ama içimde açtığın boşluğa bir huzur ekemedim....
|
|
27/08 12:36AM Güzel Olduğunuz Kadar Küstahsınız da! |
|
Özendiğim tarihlerde doğmak nasibim değilmiş. Eğer “Bu yüzyılın hangi yarısında doğmak istersiniz?” gibi bir sorunun muhatabı olabilseydim, “ilk yarısını” seçmekte hiç zorlanmazdım. Ama artık o tarihlerin takvim yaprakları hızla koparılmış ve gerilerde kalmış durumda. Vaziyet böyle olunca da ruhumun ihtiyarlığı, bedenimin gençliği ile örtüşememiş. Ve anladım ki, benim ruhumun gizemli gecelerini aydınlatan ay, geçmişin durduğu yöndeymiş. ... |
|
27/08 12:33AM Bu Bir Emirdir: Ümitvar olunuz! |
|
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak: Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden, Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,(1) “Uyuyan kişinin üstüne kar yağar” diye bir deyim vardır. Uyuyoruz demek gelmiyor içimden ve eğer uyumaktaysak ümit ederim üstümüze kar yağmıyordur. Yukarıdaki deyimi ilk anlamından ziyade, zihnimde oluşturduğu fotoğrafı size sunmak istiyorum. ... |
|
04/01 05:18PM uzaklaş-ma |
|
Sessiz ama bir o kadar gösterişli; tek renk ama bir o kadar içine çekip hapseden raksı ile kar yağmakta usulca. Düşen her bir kar tanesi kendi hikâyesi ile toprağı örtüyor. Aynı toprağı farklı anılar, acılar, hüzünler, sevdalar, sevinçler taşıyarak beyaza boyuyorlar. Yan yana düştüğü diğer kar tanesinden habersiz, ölümüne uzanıyorlar yeryüzüne. Hiç kimse bilmiyor, öğrenmek istemiyor, önemsemiyor bir diğerini, diğerimizden habersiz umursamazlığın güneşine yenik düşüyor, eriyoruz. İnsanoğlu bütün sevdiklerinden uzakta, tek başına ölüyor. ... |
|
27/10 11:26AM Nasıl da Geçmişti Bütün Bir Yaz… |
|
Yaz geldi ve geçti. Beklide her yaz geç-ti. Gittim ve gördüm. Ona iltica edenlere açık yüreği ile memleket her-birimizi bekliyordu ve bir kez daha bizlere kucak açtı, kabul etti. Olcay YAZICI’ nın bana seslendiğini duyar gibi oldum: |
|
15/06 10:40AM Terk etmedi Sevdan Beni * |
|
İşitin ey yarenler aşk bir güneşe benzer ... |
|
20/01 01:16PM Gün gelir anılar kimsesizler yurduna evlatlık verilir… |
|
Kimi iddialar, içine sığdırılmaya çalışılan kaba ya çok büyük gelirler ya da gereğinden iri bir kutunun içine konulmuş minik nesne gibi eğreti bir hal alırlar. Her ne kadar o fikri gökyüzüne çıkartmaya da çalışsak, içini dolduracak rüzgâr bulamadığımızdan, sunduğumuz iklimde demlenmez, yelkenini şişirmez, kanadı kırık kalır. Uçamaz. Uçurtma da olsa zihnimizdeki o düşünce, içini doldurulmadığımızdan dolayı yere düşünce, bir daha toplayamaz kendini. Kuyruğuna taktığımız yel ya yerden kaldırmaz ya da yerden yere vurur hafif fikirlikten. Böylesi bir acı ile karşılaşmadan yeni bir iddia da bulunacağım. ... |
|
14/07 02:18PM müdhüsef |
|
“Manneken-Pis” yani kaba ama daha bilindik Türkçe karşılığı ile “İşeyen Çocuk” heykeli Brüksel’in en önemli simgelerinden biri. Yaklaşık 450 yıllık bir tarihe sahip olduğu söyleniyor. Heykelin yapılış sebebi konusunda türlü rivayetler var. Altı defa çalınmış olsa da Belçikalı yöneticiler yenisini tekrar yerine koymak konusunda hırsızlar kadar kararlı. Bu kadar ısrarcı olmalarının sebebi ne derseniz? Kanaatim şudur ki; tüm gün boyu arkadaşlarla aradığımız ve defalarca yanından geçtiğimiz halde fark edemediğimiz, ara sokakların birinin köşe başında duran bir karış büyüklüğündeki bu heykelcik için bizim gibi binlerce insan yolunu değiştirerek Brüksel’e geliyor. ... |
|
20/05 12:01PM çeşn-i aşkın şehri |
|
Derdi de keyfi de, narı da rahmeti de, umursamazlığı da sarıp sarmalaması da kabulümdür. Nazına, kaprisine, vurdumduymazlığına da, tutkusuna, çekiciliğine, sevdasına da eyvallah. Aşk; böylesi bir sürü zıtlığı, çelişkiyi, gelgiti, döngüyü içinde barındıran bin bir lezzetli bir çeşni olmalı. İstanbul gibi, yani; çeşn-i aşkın şehri gibi. ...
|
|
11/05 02:04PM daha ben büyümemiştim ki, sen çıkageldin... |
|
Çocuklar bulmuş, getirdiler kanadı kırılmış bir nisan yağmurunu nisan'ın kuyruğuna teneke bağlar mı insan, çocuk olmasa?... aşk şakasını kaldırır mı insan, çocuk olmasa... Yılmaz Erdoğan |
|
11/05 02:02PM gönlümün doğum lekesi |
|
Mirası yeme sevdasına düşmüş kültürel yozlaşmanın endişesi ile geçen aydan yarım kalmış, söylenmemiş sözler takıldı peşime. İçimden bir ses: “Biz senin zihin arşivinde uzun zamandır bekliyoruz. Her yeni bilgiyi yazdıkça da daha derinlere, hafızanın karanlıklarına gömülüyoruz. Bu korku ile yaşatma bizi. Bu ay yaz bizden bir iki satırda bitsin bu ızdırap” dedi. ... |
|
11/05 01:43PM naciye sultan |
|
Son yıllarını daha ziyade bizim evde geçirdi. Odamdaki değir çek-yat onun gelişini beklerdi, heveslenirdi. Benim gibi. Baş uçlarımız yan yana gelecek şekilde yerleştirmiştik çek-yatları. Benim ısrarlarımla, kimi geceler geçmişe açılan kapıları aralardı. O aralıktan üstü toz tutmuş anılar ambarına sızardık. Anneannem, yaşamış ve hafızasının anı defterine kaydettiklerini benim için bir kez daha derinlerden bulur çıkartır ve anlatırdı. ... |
|
11/05 12:50PM miras yedi |
|
“Sevmek ızdırap çekmektir, sevmemek ölmek” demiş, Aristo. Beklide bu söz, acının kervanının niye gelip bizim yüreğimizi –seçtiğinin- çöreklendiğinin sebebini anlatmaktadır. ... |
|
11/05 12:40PM yüreğimden düşen cemre |
|
... |
|
10/05 11:52PM ey gönül, bilesin ki bizde yaşayacaksan, kırık yaşayacaksın..! |
|
En başından söylemek gerekir ki bu yazı, Fethi Gemuhluoğlu’nun 1975 yılında “Dostluk Üzerine” yaptığı konuşmanın metninden adam akıllı esinlenerek yazılmıştır. Dilin kolay söylediği, ancak insan ömrünün sığlığını aşan bin yıllık bir mazi ile bu toprakların öz evlatları olan bizlerin, öz eleştirilerimizden biri de hiç kuşkusuz yazılı tarihimizin geçmişimizle boy ölçüşemeyecek kadar sıska oluşudur. Bu konu hakkında benim acizane düşüncem; bırakın yazılı bir kaynak bırakmayı, yüreğine; deryalar denizler sığdırmış, yedi iklimi barındırmış, kelimeleri ile cümleleri şaha kaldırmış nice mütevazı gönül yiğitlerinin tevazuları ile susmaları, yeri geldiğinden de öte tarihe haksızlık edercesine susmayı tercih etmelerinden ötürüdür. Oysa ben yüzsüzlük ile bile bile yazmaya devam ediyorum. Bilmek daha da büyük ayıp ama bırakın yüzsüzlüğü onların susmalarının yanında benim yazdıklarım, kendini bilmez bir çocuğun duvara karaladıkları kadar bile kıymet ifadesi içermemekte. İşte tam da burada şöyle diyor Fethi Gemuhluoğlu; elli üç yaşındayım, kırk senedir söz orucu tutuyorum. “Ey Muhterem” der eskiler değil mi? Sen böyle söylersen, biz nasıl konuşuruz, yazarız. Dışa aksettirmeyi koy bir kenara, benliğimizin tek kişilik salonlarında dahi cümleler kurmamalıyız. Dilerseniz bu söz üstüne yine de yazıyor oluşuma densizlik deyiverin. Biz onlar kadar durumumuzun farkına varamıyoruz. ... |