<wsa title/>
20/05 04:01AM
çeşn-i aşkın şehri
(0) yorumlar,   (0) geri izlemeler

   Derdi de keyfi de, narı da rahmeti de, umursamazlığı da sarıp sarmalaması da kabulümdür. Nazına, kaprisine, vurdumduymazlığına da, tutkusuna, çekiciliğine, sevdasına da eyvallah. Aşk; böylesi bir sürü zıtlığı, çelişkiyi, gelgiti, döngüyü içinde barındıran bin bir lezzetli bir çeşni olmalı. İstanbul gibi, yani; çeşn-i aşkın şehri gibi. ...

GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2103


11/05 06:04AM
daha ben büyümemiştim ki, sen çıkageldin...
(0) yorumlar,   (0) geri izlemeler

Çocuklar bulmuş, getirdiler
kanadı kırılmış bir nisan yağmurunu
nisan'ın kuyruğuna teneke bağlar mı insan,
çocuk olmasa?...
aşk şakasını kaldırır mı insan,
çocuk olmasa...
Yılmaz Erdoğan

...

GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2038


11/05 05:43AM
naciye sultan
(1) yorumlar,   (0) geri izlemeler

 

   

Son yıllarını daha ziyade bizim evde geçirdi. Odamdaki değir çek-yat onun gelişini beklerdi, heveslenirdi. Benim gibi. Baş uçlarımız yan yana gelecek şekilde yerleştirmiştik çek-yatları. Benim ısrarlarımla, kimi geceler geçmişe açılan kapıları aralardı. O aralıktan üstü toz tutmuş anılar ambarına sızardık. Anneannem, yaşamış ve hafızasının anı defterine kaydettiklerini benim için bir kez daha derinlerden bulur çıkartır ve anlatırdı.
...

GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2036

09/05 02:16AM
ölüm gibi birşey oldu ama kimse ölmedi
(0) yorumlar,   (0) geri izlemeler

  

    Şehrin yedi tepesinden birine kurulmuştu mahallemiz. Yine de payına düşen yokuşun meyili hiçbir oyunumuzu bozmayacak kadar kıvamında kalmıştı. Çıkmaz bir sokak değilse de, otomobil ile çıkılması zor bir ende daralırdı bir ucu. Belediye, üst sokağın, mahallemizin konumuna göre dik duruşunu ve kot farkından oluşan yüksekliğini, faili meçhul bir ustanın yaptığı merdiven ile çözüme ulaştırmaya çalışmıştı. Altı-yedi metre genişliğinde on-on iki basamaklı şişmanca bir merdivendi. Bakınca şans eseri oluşmuş gibi dururdu. Şaşı merdiven gördünüz mü hiç? Her bir taş bir başka iklimden, bir başka şehirden gelmiş gibiydi. Büyük şehir otogarlarındaki insan manzarasını hatırlatırdı. Otogarlarda ki her bir insan, hayatın kendisine sunduğu imkanları; yüzünde, kıyafetinde ve duruşunda nasıl sergiliyorsa, bu farklılık düzensizliği de nasıl yanında taşıyorsa, işte bizim merdivende öyle idi. Kendisine has bir hali vardı. Büyüklü küçüklü taşlar yan yana düşmüş ve merdiven olmuştu.
...

GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2002

08/05 08:44AM
seni sevmiştim de ondan
(0) yorumlar,   (0) geri izlemeler

   Onu ne zaman sevmeye başlamıştım? Ne zamandır her gittiğinde özlüyordum? Türkülerin ezgileri gibi, gözyaşı ile beslenen acılar gibi, içimi sızlatırdı; her geç geldiği günün gecesi. Oysaki onun erken geldiği akşamlarda, sokağımızın başında, elinde evin günlük ihtiyaclarını taşıdığı poşeti ile göründüğünde, avdan dönmüş cesur bir yiğit gibi gelirdi gözüme.  Kimi arkadaşlarım, babalarının gelişi ile sokakta geçirecekleri zaman vizesinin doluşuna üzülürlerdi. Ben ise onun erken gelişlerinden duyduğum mutlulukla, uçarmışcasına koşar ellerinde ki poşetlere sarılırdım. Eve olan 20-30 adımlık mesafede hal-hatır edişimizin bana sunduğu mutluluk, sonsuz bir lezzet ikliminin orta yeri gibi idi. ...

GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/1995


08/05 07:55AM
niteliksiz tükettiğimiz zaman kervanı
(0) yorumlar,   (0) geri izlemeler

 
    Kış dedin mi, babasını akşam olunca pencere kenarında, kapı ağzında bekleyen çocuk misali dertli oluyor içim. Beni bu sıkıntılardan sıyıransa, sıralamadaki eşsiz denge. Hiç şaşırmadı kasım sırasını,aralık gibi. Aralık,bir aralık bulupta ocak gelmeden gitmedi. Ne hastalığı mazeret etti, ne de “köprü açıktı erken geldim” dedi. Ocak 31 dediğinde şubat kapıdaydı. Öyle müthiş bir dengede yürüdüler ki, mart gelince şubatı bulmadı yerinde. Zamanın kapı eşiğinde kimse kimseye sürtünmeden geçti.
...

GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/1993