<wsa title/>
[09/05 02:23AM]
bir angut hakkındaki herşey

 

   

Biliyorum; beni okumaya hiç niyetiniz olmasa da, yazının başlığını görünce bu satırları okumaya başladınız. Ne yaparsınız mazrufa kıymet verecek şeyler yazmakta zorlanınca, bari zarfı süsleyeyim dedim. Yalancı çıkmamak adına hepinizin (en azından) adını bildiğiniz anguttan söz edeyim sizlere.

 

Böyle durumlarda çok zaman Türk Dil Kurumunun sözlüğüne bakarım.
Angut:
1-Ördekgillerden, tüyleri kiremit renginde, evcilleştirilebilen bir yaban kuşu
2-Mecaz: Ahmak.
3-TDK sözlüğünde yazmayan ama belgesel seyredenlerin bildiğin bir hikaye vardır: ıÜüAngut kuşu'nun eşi öldüğü zaman (yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi) gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun baş ucunda bekler... İşte bu canlının yaptığı en büyük "Angut"luk budur. Ayrıca bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen bir şey değildir.
Çok ürkek bir hayvan olmalarına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elini uzatsanız dahi oradan kaçmaz...

Yıllar önce ozon tabakasını deldiğimizi söylemişlerdi, şimdilerde de yaptığımız bir çok şeyin, bir sonraki nesile "Küresel Isınma" armağan etmeye başladığını söylüyor bilim adamları. Bu küresel ısınmanın ilk etkisi, artık baharlar kalmayacakmış. Denilen kısaca şu ki; her güzelliğin filizlendiği, dünyanın sanki kendini yenileyecekmiş gibi hızla bin bir renge büründüğü, aşk mevsimi baharlar bitecek ve hüznü anlatmak için şairler hazandan başka bir ifade bulmak zorunda kalacaklar. Hayatın var olan akışını beğenmiyormuş gibi şimdilerde de mevsimleri değişime zorluyoruz. Artık hızla yaz geliyor eski bir şarkıdaki gibi "baharı görmeden yaz geldi geçti".
Yaz demek; Ağın mevsimi demek. Sanırım gazetenin bu sayısında bu içerikli yazılar yayımlanmaya başlayacaktır. Bir sonraki sayıda "Haydi Ağın'a, Ağınlı Yazlara" diye edebiyat döktüreceğiz ya da kimilerince törpüleyeceğiz. Varolanı olduğundan da çokça süsleyeceğiz, oraları bilmeyen nesiller için. Bilenlerse gülecekler halimize belki de "bunlar nereyi anlatıyorlar" diye, ama olsun. Anlatmasak olmaz ki, kendi kendine, durduk yere sevda içimizde büyümez ki.
Geç kalmayayım dedim. Bir an evvel yazmaya başlayayım. Sonra yaz sonu çıkan sayıya denk geliyor Ağın'a gelin çağrısı. Öyle olunca da bayram geçmiş, kına elimde kalmış oluyor. Gerisi hepimizce malum.
Kör bir sürücü gibi yolu arıyorum. Bu yazının çıkış yolunu. Aslında yazmak istediğim bir kaç cümleden ibaret. Ancak o vakitte köşeyi işgal edecek kadar hacim sahibi olamıyorum. Araya bir kaç cümle sıkıştırıyorum. Belki de daha önce yazmıştım Vizontele filminden alıntı yaptığım aşağıdaki diyalogu. Benim adıma filmin en etkileyici sahnelerinden biri idi. Sevginin; yaşadığımız iklimi, coğrafyayı nasıl değiştireceğini ya da sevgisizliğin hayatımızı nasıl alt üst edeceğini gösterir gibi. İşte o diyalog:
-İnsan memleketini niye sever? başka çaresi yoktur da ondan. Buraya gelen yabancılar bize hep şunu sordular, “ya siz burada nasıl yaşıyorsunuz, buranın nesini seviyorsunuz?” Çok zor buna cevap vermek. İnsan memleketini niye sever? Başka çaresi yoktur da ondan. Ama biz biliriz ki bir yerde mutlu, mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen, burası dünyanın en güzel yeridir. Ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen, orası dünyanın en güzel yeri değildir.”
Ağın'ı memleket sayanların, yapması gereken doğru hareketi fotoğraflar gibi. Bu aşka yakalanmak isteyenler için çizilmiş bir yol haritası gibi. Nede olsa; aşk rüzgarı bulaşırsa yüreğine, tenine değen iklimi unutursun. Bu sebeple, bu aşk yüreğinize bulaşsın istiyorsanız; gidin, götürün Ağın'a ve gelin, getirin Ağın'a. Bir Karadeniz türküsünün dediği gibi; Sen gelmedin de oğul, horonları kim oynar...
Memleket saymayanlara ise söyleyecek çok bir şeyim yok. Bizim oralı bir komşu vardı. Çocuklarına o gün sofrada olması muhtemel yemekleri söylerdi. Çocuklar hiç birinden hoşnut olmazlarsa "  " derdi.

Yazının sonuç bölümlerine yaklaşmışken sadede tek cümle ile erişelim: Ölüm kimseye yakışmaz ki, Ağın'a yakışsın.
Ha angut diyordum değil mi? Oraya dönelim tekrar. İşte bu gazete Ağın'ın başında göz kırpmadan bekleyen bir Anguttur.( Gazete yönetimi bu misyondan ve bu cümleden hoşlanmazsa yazıdan çıkarta bilir ama o zaman da yazdıklarım hiç bir şey ifade etmez ve ben hepsi Angutça olur.) Gazete olarak, Ağın'ın menfaatine olduğunu düşündüğümüz bir çok konusunda; kalp kırmamaya, göz yummaya, kulaklarımız üstüne yatmaya, bilip susmaya, bakıp görmemeye, kolu kırıp yeni içinde bırakmaya, kan kusup kızılcık şerbeti demeye ve buna benzerlerinin tümüne açık olabiliriz. Ancak! Bizim üstümüzden Ağın'a gösterilen aba altındaki her sopayı yemeye hazırım, hazırız. Buradan uçup gitmeyeceğimi ve gitmeyeceğimizi bildirmek isterim, isteriz.
Bu yazıda nerden mi çıktı? Nerden bileyim...
Angut Kuşu. 

saygılarımla

m.fatih aydemir

30.10.2006


Geri İzlemeler

GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2003

Yorum

Bir yorum gönder
İsim:


E-posta:


Başlık:


Yorum:

Kod: