<wsa title/>
[11/05 04:50AM]
miras yedi

  “Sevmek ızdırap çekmektir, sevmemek ölmek” demiş, Aristo. Beklide bu söz, acının kervanının niye gelip bizim yüreğimizi –seçtiğinin- çöreklendiğinin sebebini anlatmaktadır.

 

  Öğrendiğim bilgilerin askerleri, her bulduğu fırsatta yüreğime baskına geliyor. Sıkıştırıyor beni. Hani derler ya “Kafasına vura vura” anlatıyor, diyor ki: Varlığının bir noktasında iğne ucu kadar kaldı ise adamlık, adına dedirtmemelisin “miras yedi”.

 

  Haprutluluk, Elazığlılık ve Ağınlılık etiketine sahiplendim, aklım başımla buluştuğu ilk günden bu yana. Hayat beni bir köşede sıkıştırdığında “masaya vurduğum kozlardı” bunlar. “Bizde yanlış olmaz” dedim. İçi kof, fikri kof, sevdası kof adamcıkların, bu etiketlerin bana sunduğu katre kadar adamlığı çıkartmaya heveslendiklerinde “Bize Harput’lu derler” diye haykırdı kültür haznemin mirası.

 

  Akıl yaşla doğru orantılı büyümez ama yetişmeye çalıştığında aklım yaşıma; anlamaya başlamıştım, derya içindeki balık misali ne büyük denizlerde yüzdüğümü. Harput, Ağın’a gözle görülmez uzaklıkta idi ama gönül gözüne kim mil çekmişte kapatabilmişti. Yakup’un gözleri ne zaman görmemişti ki Yusuf’unu. Harput’un gönül ateşi ve kültürü ile beslenen bulut, Ağın üstüne yağmamış mı dersin? Osman Tepesinden inip gelen o yağmurun getirdiği kültür –niceleri inkar etse de- her birimizin gönül kapısına varmadı mı_? Nasıl yok sayayım, görmezden geleyim ve sahip çıkmayayım;   

 

  Gamzedeler,
  Gam vurur, gamze deler
  Sinemi hakkak delemez,
  Delerse gamze deler.

 

  Biz bırakıp gitsek de, bizi bırakmaz -bir sebeple- bağlı olduğumuz şehir. Gittiğin yere, senin peşin sıra gelir, bir bakmışsın ki, yola düşmüş, çıka gelmiştir. Mührünü vurmak ister “benimsin” der gibi. Arsız sevgilidir, kovulsa gitmez. Gittiğin her yerde, herkese senin, ona ait olduğunu söyler. Tabii bunların hepsi kaçıp giden için ya sevdaya düşene ne diyeceğiz_?

 

  “Öğrendikten ve sevdikten sonra daha çok acı çekeceksiniz” diyor Victor HUGO.

 

  Öğrenebildiklerimle büyüttüğüm sevginin acısına aşığım. Derdim - kimine göre bu da dert midir? – bana öğretileni bir sonrakine ya öğretemezsem korkusu! Bu arada da, bana düşmez bilirim, çekmeye gücümde yetmez bu mirasın yükünü. Ama tek kalıba indirilmeye çalışılan ve birbirinden farkı olmasın istenilen dünya da, binlerce yılda boyanan her renk kültür gibi Harput’a, Ağın’a ait olan renkte solsun istemem. 
       
  "Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez..."  demiş, E.E.Cummings

 

  İşte bir karınca misali varmamın çok zor olduğu menzile yürüyorum.
  Misalde ki gibi;

         "Süleyman, o kadar kuvvet ve haşmetiyle bir gün giderken yanından bir alay karınca geçti. Karıncaların hepsi, tazim etmek üzere huzuruna vardılar. Bir an içinde binlerce, hatta daha da fazla karınca huzura vardı. Bir karınca, hemencecik huzura gelmedi.Yuvasının önünde bir toprak tepesi vardı. Karınca, o tepeyi düzeltmek için yel gibi toprak zerrelerini birer birer taşımaktaydı. Süleyman, bu karıncayı yanına çağırıp dedi ki: Ey karınca, görüyorum ki güçsüz kuvvetsizsin. Nuh'un ömrüyle Eyüp'ün sabrına sahip olsan yine bu tepeyi kaldırmaya kudret bulamazsın, yine işin başa çıkmaz. Bu iş, senin gibisinin koluyla, kuvvetiyle yapılamaz. Bu tepeyi sen kaldıramazsın ki.Karınca, dile geldi de “padişahım” dedi, bu yolda ancak himmetle yürünebilir. Sen benim yaratılışıma filan bakma. Himmetimdeki yüceliğe bak.Benden ayrı bir karınca var, göremiyorum onu. Beni aşk tuzağına çekti. Bana dedi ki: Sen şu toprak tepeyi buradan atar, bu tepeyi dümdüz yol yaparsan, ben de senin yolundan bu ayrılık kayasını kaldırır, o zaman seninle düşer kalkarım. Şimdi ben de bu işe bel bağladım. Bu toprağı taşımaktan başka işim gücüm yok. Bu toprağı kaldırır, dümdüz hale getirirsem vuslatını elde edebileceğim. Bu hususta çalışıp çabalarken ölürsem, hiç olmazsa yalancı bir davaya girişmiş sayılmam ya.”


   Bu misal üstüne Dücane Cündioğlu şöyle der: “ Sevda sahipleri için engellerin ne önemi var, yola devam etmeli, hedefime varamazsam da bari bir karınca gibi  “yolda” ölmeyi göze almalıyım.
  Benimkisi fukara bir karıncalık. Yönüm belli olsun istedim. Ağzımda taşıdığım su, yıkılıp gitmekte olan kültürümüzü tamir edenlerin kardığı harcadır. Kimilerinin gözünde kuru bir inanç gibi görünse de, şairin dediği gibi;
  Böyle bir gemide yendi suyu Nuh.
  Ve bu yelkenlerde kanatlandı ruh.
  Arif Nihat ASYA

 

 

  • Misal Alıntısı: Devlet ve Ekonomi-Mustafa Özel-İz Yayınları.

   m.fatih aydemir

 

 


Geri İzlemeler

GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2035

Yorum
yarış

tarafından yazıldı: ismail | 07/06 07:56AM


Bir yorum gönder
İsim:


E-posta:


Başlık:


Yorum:

Kod: