<wsa title/>
[11/05 05:43AM]
naciye sultan

 

   

Son yıllarını daha ziyade bizim evde geçirdi. Odamdaki değir çek-yat onun gelişini beklerdi, heveslenirdi. Benim gibi. Baş uçlarımız yan yana gelecek şekilde yerleştirmiştik çek-yatları. Benim ısrarlarımla, kimi geceler geçmişe açılan kapıları aralardı. O aralıktan üstü toz tutmuş anılar ambarına sızardık. Anneannem, yaşamış ve hafızasının anı defterine kaydettiklerini benim için bir kez daha derinlerden bulur çıkartır ve anlatırdı.

 

Köyün bu denli gurbet zehri içmediği; o kalabalık, şen-şakrak günlerini canlandırırdı zihninde. Dermanı her gün biraz daha çekilen dizlerine inat, anlatırken coşardı. Sanki halayın başına geçecek kadar enerji birikirdi yüzünde.
 
Rahmetli Hacı Dedemi getirirdi –hemen- yanı başına. Erken kaybedilmiş bir eşin, bir nebze de olsa yalnızlığını bitirirdi. Oğullarını döndürürdü gurbetten, torunlarını büyütürdü dizinin dibinde, kızları hiç uzağa gitmemiş gibi ekmek pişirirdi ne de olsa ocakta.

 

Bir yaz günü idi. Altı-yedi yaşlarındayım. Ağı yırtılan pantolonumu dikerken annem, sohbetlerini masal bilip uyuya kalmıştım dizlerinde anneannemin. Bir masal bulutu kadar yumuşaktı o dizler. Ve bir daha bir an için bile olsa bulamadım öyle güzel bir yastık ve kadife yumuşaklığındaki o kıymetli uykuyu.

 

Gelince ağlardı, giderken de ağlardı. Biri gelince de ağlardı, biri giderken de. Gurbet o kadar içine işlemişti ki, hasret o kadar ruhunun bir parçası idi ki; birilerine kavuşurken birilerine hasret kalıyordu. İstiyordu her sevdiği yanı başında olsun. El uzatılacak mesafede. Ah hayat ve biçilmiş ömür, neleri törpülemiyordu ki? Kimin, ne kadar istediği oluyor ki? Karaca oğlan’ın dediği gibi:
 
Hadini de Karac'oğlan hadini
Aramazlar gurbet ile gideni
Ak göğsün üstünde çakır dikeni
Bitmeyince gönül yardan ayrılmaz


İstedi ki, yüreğinin bin yerden bağlandığı topraklarda son bulsun, son sesi-son nefesi. İstedi ki, çocuklarını doğurup, besleyip, büyüttüğü, gün gördüğü, topraklara erişsin faniliği. İstedi ki, duvarlarını nerdeyse anıları ile sıvadığı – o çok sevdiği ve çok sevdiğim- evinin kapısında oturmayı. O evin duvarları, sıvaları şimdilerde anı sahibi olamayışına ağlar gibi dökülüyor. O köyün bir çok evi gibi: Harap, biçare, sahipsiz, sıradan ve müşkül bir kimsesizliğe mahkum.

 

Ve bu yaz bir sabahın erken saatlerinde ölüm haberini aldığımda, gidemedim cenazesine. Yüreğim el vermedi. Bugün olsa “yine gidemezsin” diyor, yaş tutan gözlerim. İstedi ki, herkes yanında olsun. Eskisi gibi. Belki herkes olmadı ama istedi ki evinde, köyünde olsun, istediği oldu. Hacı Dedemi hiç hatırlayamayacak kadar küçükken kaybetmişim. Yirmi yaşlarıma gelmeden de babaannemi. Birkaç yıl önce de Büyükbabamı(ki ben hep dede demişimdir). Anneannem, geçmişe dönük dört ayaklı kalenin son burcuydu. Niye mi gidemedim, çünkü; kişisel tarihim ile olan o son bağ gözlerimin önünde çözülsün istemedim. Ben bir daha Payamlı toprağını görene kadar yaşasın istedim. Şimdi, kimi zamanlarda eş-dost birileri “Ah be Naciye Teyze olsa idi” gibi bir şey dediklerinde, nerede ise “ ne oldu ki?” dememek için zor tutuyorum kendimi. Hala inandıramadım kendimi, giden son burcuma, büyük kaleme.   

 

Dönüp bakınca onlarla ilgili hatırladıklarıma, kendimden korkuyorum. Onlar benim geçmişe dönük hafızalarım gibiydi. Sinemanın vazgeçilmez senaryolarından biridir “geçmişini arayan adam”. Çünkü, insan, kaybetmekten korkar geriye dönük bildiklerini. Korumasız kalır. Önce korktum ama şimdi korkularıma hüzün bulaştı. Onları kaybetmek kadar, yeteri gibi vakit geçiremeyişimiz vurdu beni. Kimselere akıl vermek değil derdim. Ama bilin ki ne çok kıskanıyorum; öpecek bir nene ve dede eli olan sizleri.

 

……
Bu yazı rahmetli anneannemi kaybettiğim 2006 hazanında, hüzünle kaleme alındı ve bitirilemeden bırakıldı.

 

Saygılarımla

 

m.fatih aydemir 


Geri İzlemeler

GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2036

Yorum

Belki bitirebilmiş olsaydın asıl o zaman terketmiş olacaktın son kaleni de... koca bir ömrü sığ bir son yazısıyla noktalayacaktın...Hayat üç noktalardan ibaret sanırım...ki; onunla yaşadıkça, onu hep kendinle yaşattıkça bu yazının sonu hiç gelmeyecek... Yüreğine sağlık...
tarafından yazıldı: Fif | 27/05 05:54PM


Bir yorum gönder
İsim:


E-posta:


Başlık:


Yorum:

Kod: